ALDANIŞ

Rio Olimpiyatları yazın yapıldı ve bitti. Ülkelerin madalya durumları açıklandı. Türkiye’nin çok kötü performans sergileyen milli sporcularının aldıkları madalyalar bizim sıralamamızı oldukça gerilerde bıraktı.

Rio Olimpiyatları madalya sıralamasında ABD her zamanki gibi yine başta. Onu İngiltere, Çin, Rusya ve Almanya takip ediyor. Türkiye, 206 ülke arasında 41. sırada.

Gelin Türkiye’nin FİFA sıralamasına bakalım, Türkiye 206 ülke arasında FİFA sıralamasında 19’uncu. Nispeten iyi…

Pisa sonuçlarına göre baktığımızda Türkiye 65 ülke arasında Matematik’te 45’inci, Okuma’da 37’inci, Fen’de 41’inci.

Rio Olimpiyatlarında sadece bir altın madalyası aldık. Taha Akgül’ün ülkemize getirdiği bu altın madalya güreş sporundan. Çok iyi olduğumuz güreşte bile bir altın madalya almamız çok acı. 2012 Londra Olimpiyatlarında Türkiye 32. olmuş. 2008 Pekin olimpiyatlarında ise 37. sıradayız.

Bu sıralamalar bizim olimpiyatlardaki durumumuz. Bu sonuçlar üç yılda bir yapılan PİSA sonuçları değil. 65 ülke arasındaki eğitim durumumuz değil. Yeryüzünde bulunan 206 ülke arasındaki sıramız. Dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasındaki ülkenin olimpiyatlardaki hali. PİSA sonuçlarını 65 ülkeye göre değil de 206 ülkeye göre alsaydık emin olun Türkiye ilk yüze bile zor girerdi.

Kafamızı iki elimizin arasına alıp düşünelim. Bu neden böyle oluyor. Önüne gelenin eğitim hakkında konuşmasıyla hiç bir sorunu çözemedik. Çünkü işin uzmanlarından başka herkesi dinledik, işin içindekilerden başka herkesi etkin görevlere getirdik. Sonra’da bütün suçu öğretmenlerde bulduk.

Şimdi de olimpiyatlardaki bu durumun nedenini konuşalım. Kimin suçlu olduğunu hemen söyleyeyim, tesis sayısı yetersiz, milyonluk tesisler yapmalıyız. Sonra antrenörler yetersiz hemen nitelikli antrenör yetiştirmemiz gerek.

İşte biz böyle böyle aldanıyoruz, aldatılıyoruz. Eğitimde ciddi sorunlar vardı, önce koca koca binalar yapıldı, bütün sınıflara akıllı tahta konuldu, bütün öğrencilere tablet dağıldı, şimdi de öğretmenleri nitelikli hale getirmek için Öğretmen Akademisi kuruyoruz. Öğretmen akademisine düşman değilim, gerekli ve geç kalmış bir uygulama ama çözüm olmayacak. Çünkü öğretmenleri daha nitelikli hale getirirsek eğitimdeki sorunları çözeriz diye düşünüyoruz.

Bakın, ilkokul binası yapılıyor, dört katlı… 6-10 yaş arası çocukların bazıları üst katlarda eğitim görecek. Bu çocuk anatomisine aykırı. Bakanlık bir matematik kitabı göndermiş okullara, kuşe kağıda veya birinci hamur kağıda basılmış, ansiklopedik boyda, kalın mı kalın… Bu kitabı taşıyan kişi gelişim çağında bir çocuk ve siz bu çocuğu üç kat yukarıda bulunan sınıfına, sırtında 15 kilo çantasıyla merdivenden çıkarıyorsunuz. Milli eğitimin kara düzen gittiğinin bence en önemli kanıtı bu çok katlı okullardır…

Yıllardır eğitim konusunda ciddi kararlar alındı, ciddi çalışmalar yapıldı. PİSA sonuçlarına bakıyoruz, bir ilerleme var ancak bir gerileme ve de bir yerinde saymada var. Yani o kadar ciddi yatırımlara rağmen eğitimde bir ilerleme sağlanamıyor.

Yıllarca çarpık sistemin ve klasik memur anlayışının bizi getirdiği durumun suçlusu öğretmenler oldu. Öğretmenin bizzat kendisi bu sistemin kurbanı. Sorunlara günübirlik çözümler üretildi, üretiliyor. Güzel şeyler olmuyor mu, elbette var ancak en büyük sorunumuz zihniyet. Biz, ülke olarak bu zihniyetle uğraşıyoruz. Kariyer basamakları konusunda bir adım ilerleme sağlanmadı. Ek ders adaletsizlikleri konusunda bir çözüm çabası görülmüyor.

Milli Eğitim Politikamız değişiyor, bunun alt yapısını oluşturan felsefi tartışmalar hiç yapılmıyor. En doğru yaptığımız konularda bile ülkemizi ileriye taşıyacak hamleleri gerçekleştiremiyor, sürekli çabalarımız akamete uğruyor. Buna en güzel örnek, gençlerimizin hem TEOG hem de ÖSYM sınavlarına hazırlıkla geçen iki yılıdır. En değerli beyinlerimiz, en az iki yılını çoktan seçmeli sorularla geçiriyor. Bu iki yılda bilimsel bir proje üzerinde çalışsalar, bir enstrüman çalsalar, bir spor dalında uzmanlaşsalar, bir sanat dalında yeteneklerini geliştirseler gençlerimiz için iyi olmaz mı? Maalesef, portakal soymayı bilmeyen, acıktığında yumurta kırıp yemeyi beceremeyen gençlerle dolu üniversitelerimiz. Biz onları üniversiteye hazırlarken, hayata hazırlamayı unutuyoruz maalesef.

Nerede yanlış yapıyoruz sorusuna dahi muhatap olamıyoruz. Bir şeyler yanlış gidiyor, pek çok kişi bunun farkında ama hiçbir şey yapamıyoruz. Dünya değişiyor, doğu ve batıdaki rakiplerimiz geleceğin okullarının temellerini attılar bile, biz hala geçmişin okullarını iyileştirmeye çalışıyoruz.

Bu aldanış hiç bitmez, bitmeyecek… Biz bu anlayışla ne sporda, ne eğitimde, ne bilimde bir yerlere varırız…

Mahir KILIÇOĞLU
Egitimci

07 Şubat 2017 Salı 01:14

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir