DEVLET MEMURLUĞUNUN CAZİBESİ

Türkiye Cumhuriyetinin eğitimin amacı 1739 sayılı kanunla belirlenmiştir. Burada 3 madde sıralanıyor. İlki, bizim bütün eğitim felsefesinin merkezine yerleşmiş, eğitim siyasetinin ruhuna işlemiş bir madde olarak duruyor. Tam metni:

“Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek”

Bu metnin “Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek” bölümünden önce ne olduğu, ne yazdığı hiç önemli değil. Bu cümle öncesine başka kutsallar da yerleştirebilirsiniz ancak bu son cümle, eğitim sisteminin tamamını şekillendirmektedir.

Milli Eğitimin amaçları üç maddede sıralanıyor. Bu üç maddenin diğerleri genel eğitim felsefesine göre düzenlenmiştir. İlk madde ideolojik bir maddedir. Burada söz konusu maddenin kendisi değil, bu maddenin eğitim sistemine diğer iki maddeyi gölgede bırakacak kadar şekilde işlemiş olmasıdır.

Özellikle son cümle “Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek” sistemi ele geçirmiş olduğu gibi insanlarımızın zihnini de, algısını da ele geçirmiştir.
Okullarda okuyan öğrencilere sorun, büyüyünce ne olmak istiyorsun. Çoğu size bir kamu personeli söyler; doktor, polis, öğretmen, hâkim, subay, hemşire gibi… Çocuklarımızın bu yönelimi ebeveynler tarafından da teşvik edilen bir yönelimdir. İnsanlara çalışmak için en güvenli kapı, en rahat kapı devlet kapısıdır.

Biz sanırız ki devlet memurlarının rahatlığından kaynaklanıyor bu durum. İnanın, özel sektördeki çok rahat ve iyi kazançlı işinden vazgeçip, devlette vasat maaş için işe giren pek çok insan gördüm. “Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluk” bildiğiniz memuru hatırlatıyor. Bakın, 2016 KPSS ortaöğretim sınavına yaklaşık 4 milyon insan girdi. Altı üstü birkaç binlik, belki birkaç on binlik kadro için milyonlarca insanın yarışması akıl alır gibi değil.

Eğitim sistemi, kişilerin özel yeteneklerini keşfetmeyi, bunları geliştirmeyi, toplum için faydalı üretimler gerçekleştirmeyi kâğıt üzerinde ister ama kesinlikle uygulamada buna fırsat vermez. Türkiye’de öğretmenlerin kaçta kaçı özel bir takım yeteneklerle donatılmış ki öğrencilere örnek olabilsinler. Mesela tiyatro, müzik, el sanatları, edebiyat, hobi uğraşları gibi işlerle meşgul olan öğretmen sayısı ne kadar. Çok azdır. Sebebi öğretmenlerin kendileri değil, sebebi sistemin ağırlıklı olarak sayısal ve daha az sözel yetenekler üzerine kurgulanmış olması ve sadece devlete memur yetiştirme üzerine yapılandırılmış olmasından kaynaklanıyor.

Üniversiteye girişte, öğrencilerin okullarda gösterdiği şiir yeteneği hiçbir şekilde mesela edebiyat bölümüne girişte dikkate alınmaz. Ya da bilimsel bir buluşu olan, bununla bir firmayla üretim anlaşması imzalamış ve okuldan mezun olmadan milyonlar kazanmış bir öğrencinin ÖSYM şartlarını karşılamadan üniversiteye girmesi mümkün değildir. Çünkü sistem, becerileri değil, birikimi değil, geçmişten beri getirdiği olumlu davranışları değil, kişiliği, karakteri, yetenekleri değil, tamamen anlık performansı ölçme üzerine kurgulanmış ve belirli alanları değerlendiren bir yapıda.

Çünkü devlet memurunun ekstra ilgileri, yetenekleri olmasına gerek yok. Eğitim sistemi iyi devlet memuru yetiştirme üzerine kurgulandığından ve yapılandırıldığından ilgi, istidat, yaratıcılık, özgür düşünme gibi unsurlar sistem içinde ötelenen, önemsenmeyen konuma sahip. Bu nedenle mesleki eğitime hala toplumun en alt düzeyinde eğitsel performans gösteren kişiler gidiyor. Elbette, özel sektör ve devlet arasındaki çalışma ve ücret koşullarının da bunda önemli etkisi var. Ancak esas etki, algıları yöneten, devlete sırtını dayama mantığı ile açıklanabilir eğitim anlayışıdır.

Mahir KILIÇOĞLU
Eğitimci

27 Nisan 2017 Perşembe 23:22 www.kamuexpress.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir