DÜNYANIN EN PAHALI EĞİTİMİ

Bir meslektaşım mesleki eğitim için ‘Dünyanın En Pahalı Eğitimi’ demişti. Dünyanın en pahalı eğitimi mesleki eğitim olduğuna göre buna verilen önemin de bu doğrultuda olması gerekiyor. Avrupa’yı da gezmiş görmüş meslek okulu çalışanı eğitimciler, ülkemizde meslek okullarının donanım anlamında Avrupa’nın çok ilerisinde olduğunu belirtiyorlar.

Ülkemizde genel bütçeden eğitime ayrılan payın, özellikle son on yılda artığını söylemek abartı olmaz hatta yetersiz kalır. Çünkü ‘arttı’ ifadesi doğru bir ifade olmaz, patladı demek daha doğru olur. Sadece son bir yılda 60 bin yeni derslik yapıldı. Bunun yanında mesleki eğitime yapılan katkı, bu okullarda eğitim gören öğrencilerin sayısını artırmıştır. Sadece 2013 verilerine göre ülkemizde ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin yarıdan bir fazlası yani %51’i meslek liselerine devam ediyor.

Mesleki eğitimle ilgili olumlu gelişmelere bakarak Türkiye için olumlu şeyler söyleyebiliriz ancak özellikle meslek liseleri camiası son derece ciddi sorunlarla boğuşuyor. Onlarla yapılan görüşmelerde en çok şikâyet edilen konu öğrencilerin nitelikleri… Bir öğretmen, “Sanayide kimsenin iş vermeyeceği öğrencileri bize vermişler, eğitmeye çalışıyoruz; bir ustanın ve işverenin nasıl çalıştıracağı personeli seçme hakkı varsa bizimde eğiteceğimiz personeli seçme fırsatımız olmalı.” diye şikâyette bulunmuştu yakın zamanda.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda eğitimin genel ilkelerinde biri “İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;” şeklindedir.

Öğrencileri ilgi, istidat ve kabiliyetlerini (biz yetenek diyeceğiz) geliştirme ancak onların bu becerilerini bilmeyle ilgilidir. Mesleki eğitimde gerek seçme sınavlarında, gerekse yönlendirmede öğrencileri ilgi, istidat ve yeteneklerini ölçen, gözeten bir sistemin varlığından söz etmemiz mümkün değildir. Tamamen Türkçe, matematik ve fen notlarına göre öğrenciler ya Anadolu ve fen liselerine gidiyor, ya da meslek liselerine gidiyor. Bu nedenle, hiçbir mesleki yönelimine bakmadan, ilgi ve yetenek belirlenmeden öğrenciler cevapladıkları sorulara göre kategorize edilerek okullara yerleştiriliyor.

Mesleki eğitim veren liselerde bazı bölümlerin öğrencisizlikten kapanma noktasına geldiğini görüyoruz. Kadim mesleklerden biri olan marangozluk ve mobilyacılık bölümü, endüstrileşmeyle pek çok yeni ve gelişmiş ürünler ortaya koymasına rağmen, öğrenci bulamayabiliyor. Bu, yakın gelecekte, fabrikaların, büyük mobilya üretim tesislerinin, mobilya imalatçısı işletmelerin marangozluk ve mobilyacılıktan anlayan eleman bulamayacakları anlamına geliyor. Bazı okullardaki gözlemlerimiz bu durumun şimdiden başladığını gösteriyor.

Bunun yanında yıldızı parlayan, çok rağbet gören bölümler de var. Ancak temel sorun, analitik düşünme yeteneği gerektiren, üst düzey yaratıcılık, dikkat ve beceri isteyen pek çok alanda bu nitelikleri karşılayacak öğrenci bulunamıyor olması. Bir defa mesleki yönelimi ihtiyaç duyulan alanlara göre kanalize edecek bir sistem yok ortada. Bir tane bile Rehber öğretmeni olmayan yüzlerce meslek lisesi var, ortaokullarda öğrenci tanıma faaliyetleri yeterli değil. Bu nedenle, asansörlerimizi kuran, arabalarımızı tamir eden, evimizin elektrik tesisatını döşeyen düşük performanslı, az yetenekli, sorun karşısında şaşırıp kalan teknik elemanlarla karşılaşıyoruz. Bütün bunları yapacak üst düzey yeterlilikteki milyonlarca öğrenciyi topu topu 2-3 milyonluk iş gücünde oluşan boşluklara girme (devletten kadro alma) yarışına sokarak heba ediyoruz.

Ülkemizde mesleki eğitim genel eğitimin olmazsa olmazıdır. Türkiye Mesleki ve Teknik Eğitim Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2014-2018 göre “Meslek liselerine öğrenci kabulleri okul türüne, seçilecek alan ve dallara göre farklılıklar gösterebilmektedir.” Sağlık meslek liseleri hariç bütün okullarda 9 sınıf ortak olduğu için öğrenciler bu sınıftan sonra mesleki tercihlerde bulunarak mesleki eğitime yönlendirilmektedir. Öğrenciler meslek ve teknik olarak iki kategoriye ayrılarak mesleki eğitime devam etmektedirler. Türkiye’nin 2013 rakamlarıyla OECD ülkelerine göre Mesleki ve Teknik eğitimde okullaşma oranı % 43,6 düzeyindedir. OECD ortalaması ise %44’tür.

Milli Eğitim Bakanı’nın 17 Aralık 2014 tarihinde yaptığı açıklamaya göre Öğrenci sayısı itibariyle, orta öğretimde okuyan öğrencilerimizin yüzde 46.5’i meslek liselerinde, yüzde 40’ı genel liselerde, yüzde 13.7’si imam hatip liselerinde okuyor. Burada da görüldüğü gibi öğrencilerin mesleki ve teknik okullara yönelimi artmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının çalışmaları da bunu destekler niteliktedir.

Görüldüğü gibi mesleki eğitimde temel sorun yönlendirme eksikliğidir diyebiliriz. Ülkemizde ciddi anlamda mesleki yönlendirme eksikliği olduğu görülmektedir. Özellikle velilerin önyargıya dayalı anlayışları ve mesleki yönlendirmenin yetersiz oluşundan dolayı eğitim sistemi içerisinde ciddi yanlış yığılmaların oluşmasına neden oluyor. Türkiye ihtiyaç duyduğu işgücünü doğal süreçler içerisinde yetiştirmekte zorluk çekmektedir. Eldeki veriler bunu destekler niteliktedir. Söz gelimi genel liselerle karşılaştırıldığında meslek liselilerin istihdamı genel liselilerin istihdamının altındadır.

Sonuç olarak ciddi bir şekilde mesleki eğitimin yeniden ele alınması gerekiyor. Meslek liselerinin özel bir seçim yöntemiyle öğrenci almasının zamanı geldi de geçiyor. Artık öğrencilerin yeteneklerine, ilgilerine ve istidatlarına göre okullarda eğitim almalarının zamanı geldi. Çok iyi matematik yapanın mühendis, fen yapanın doktor olacağı yanılgısından bir an önce kurtulup gerçek anlamda öğrencilerin bireysel özelliklerini belirleyerek onları doğru eğitimden geçirmemiz gerekiyor. İşte o zaman ihtiyaç duyduğumuz nitelikli iş gücünü oluşturabiliriz.

Mahir KILIÇOĞLU
Eğitimci

28 Eylül 2016 Çarşamba 09:49 http://www.kamuexpress.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir