İNSANLARIN EFENDİSİ KİM OLACAK

İnsanlığa bilgiyi yazı olarak kayda geçirmeyi Sümerler öğretti. Ortadoğu, Sümerler’den sonra pek çok medeniyete beşik oldu. Yazı, o zamana kadar kilden ve taştan tabletlere yazılırken, Mısırlılarla artık papirüs denilen kâğıt benzeri hafif ve taşıması kolay yapraklara yazılmaya başlandı. Kâğıdı Çinliler bulana kadar insanlar deriye, ipeğe vs. şeylere yazmaya devam etti. Yazının bu macerasının bilginin kayda geçmesi açısından çok önemli ancak saklanması açısından hiçbir değeri yok. Bu nedenle bilginin derelerden nehirlere, oradan denizlere akması misali macerasının devam etmesi için bu yaprakların birleştirilip kitap yapılması gerekiyordu.

Eski Mısırlıların papirüsten elde ettiği rulo kitaplar insanlık için bir dönüm noktası oldu denebilir. Bilgi artık daha sağlıklı şekilde ve uzun süre saklanabilir hale gelmişti. Ancak bundan daha önemli şeyi insanlığa Yunanlılar öğretti; Kütüphaneler… Bilgiyi yazmak, onu kâğıt tomarları halinde rulo haline getirmek yeterli değildi. Bilgiyi bir hazine gibi el üstte tutup saklamak gerekti. İşte kütüphanelerle bunlar yapıldı.

Yunanlıların kütüphaneleri meşhur oldu. İskenderiye Kütüphanesi, Efes Kütüphanesi benim aklıma gelenler. Bilgiyi saklamak yeterli değildi. Onun bir büyük isteği vardı: yayılmak!

Abbasi Halifesi Harun Reşit, Bizans’la yaptığı savaşlardan birinde savaş tazminatı olarak Bizans’tan altınlar ve diğer ziynet eşyaları yerine, o zaman kapalı bulunan, kullanılmayan ve Hıristiyanlarca şirk sayılan Efes Kütüphanesinin toz-toprak içinde kalmış kitaplarını istiyor. Altın ve ziynet eşyası vermediği için sevinen Bizans Kralı, Efes’te bulunan kitapları katırlara yükleyip Bağdat’a göndermiş.

Abbasiler sadece Bizans’tan değil, İran, Hint, Yunan ve diğer kültür ve medeniyetlerden kalma kitapları Beyt’ül-Hikme denilen ilim merkezinde topluyor. Toplamakla kalmıyor, bunları tercüme edip çoğaltıyor. Ucuza satılması için, diğer kütüphanelere ulaştırılması için her şeyi yapıyorlar.

Müslümanlar, bilgiyi değerli kılan, onu en anlamlı halini almasını sağlayan şeyi insanlığa öğretiyor; bilgiyi paylaşmak. Bilgiyi değerli kılan onun yazıya geçirilmesi ve bundan da önemlisi paylaşılmasıdır. Bilgi kendine değer veren kişilere değer katar, bilgi insana gerçek niteliğini kazandırır. Bilgiyi yayma, bilgiyi yeni nesle aktarma, bilgiye ulaşma yollarını gösterme rolüyle okullarda çocuk ve gençlere eğitim veren öğretmenler işte bu yüzden değerlidir ve önemlidir.

Bilgiyi bir servet gibi gören Abbasiler sayesinde İslam Dünyası Antik Yunan’da görmeye alıştığımız okulların yeni bir versiyonunu üretti; “Medreseler”. İslam Dünyasına Türkler sayesine giren medreseler, Müslümanlığın ana akımı olan Sünniliğin resmi eğitim kurumları oldu. O zamana kadar Şiiliğin tehdidi altında olan Sünni akımlar bilgiyi öğreten ve üreten medreseler sayesinde hem geniş, daha geniş coğrafyalara yayıldı hem de ona değer vermeyen onu önemsemeyen Bizans İmparatorluğuna galebe çalan İslami akım oldu. Bugün bilgi üretmeden, bilgiye sahip olmadan, onu paylaşmadan ne eğitimde, ne sanayide, ne üretimde, ne ticarette, ne savunmada ve ne de ekonomide bir yerlere varabiliriz.

Batı dünyası Çinlilerin bulduğu matbaayı geliştirerek insanlığa tanıttı. Bilgi kitap olarak, basılı diğer materyallerle altını çağını bu icattan sonra yaşadı. İnsanlık matbaa ile daha ucuza ve daha çok kitap bulabiliyordu ancak Batı’nın dahi çocukları bundan da dünyalık bir şey çıkarmayı başardılar; bilgiyi pazarlamak.

Bilgi artık para kazanma aracı olarak kullanılıyor, yazılı metinlerle bilgi çeşitli isimler altında pazarlanıyordu. Osmanlı toplumunda binlerce insana iş sağlayan yazıcılar (hattatlar) zamanında bilgi hiç böyle kullanılmamıştı. İnsanlar çok ekonomik fiyatlara kitapları çoğaltabiliyorlardı. Matbaa geliştikçe bu pazarlama işi çeşitli boyutlar kazandı ve büyük bir endüstri oldu.

Bilginin son devri adını bizzat kendisinden alan “Bilgi Çağı” olarak ifade edilen günümüzdür. Bilginin hemen her türlüsüne ulaşımın çok kolaylaştığı günümüzde bilgi artık yeni bir boyut kazandı. Artık paylaşmak pazara düştü, kimse için artık bilginin o kadar değerli yönü neredeyse yok gibi. Cehalet bu kadar büyük bilgi kirliliği içinde sanki yeniden yükselişe geçti gibi. Çünkü artık bilginin içine her türlü şeyi katarak onu saf gerçekliğinden koparıp, yeni, muğlak, hayal ürünü ve kurgusal bilgi çeşidi ile karıştırıldı, karıştırılıyor.
İnternet ve sosyal medya, kısa okumaları, göz atmaları alışkanlık haline getirdi. Artık gördüğümüz her şeye şöyle bir ‘beğen’ diyesimiz geliyor.

Bilginin geleceği konusunda söylenebilecek en önemli şey bilgiyi gizlemek için artık bilgi kirliliği yönteminin devrede olduğu ve bunun bir süre daha devam edeceğidir. Bilginin geleceği ile ilgili söylenebilecek en önemli ikinci şey onu üretene ve ona sahip olana büyük güç getireceğidir. Geçmişte olmadığı kadar bilgiye ulaşma yollarını bilen, bilgiyi üretebilen ve elinde tutabilen toplumlar bilgiyi gerçek anlamda güce dönüştürebilecektir diyebiliriz.

Bilginin doğası gereği değeri paylaşıldıkça artar. Meşhur bir örnek;

“Benim bir liram var, senin bir liran var, sen seninkini bana verirsen benim iki liram, senin sıfır liran olur. Ben benimkini sana verirsem, senin iki liran benim sıfırı liram olur.

Bende bir bilgi, sen de bir bilgi var. Ben benimkini sana versem, sen de seninkini bana versen, ikimizin de iki bilgisi olur”
İşte bu prensip gereği bilgi, yeniçağda da paylaşıldıkça değer ve önem kazanmaya devam edecek. Yeni devrin özelliği gereği onu üretme kapasitesine sahip toplumlar bilginin efendisi olacaktır. Çünkü bilgi tazelendikçe canlılığını korur.
Her gün binlercesini kaybettiğimiz beyin sinir hücrelerini hayatta tutan tek şey bilgidir. İnsan beynindeki sinir hücreleri sadece bilgi öğrendikçe hayatını devam ettirebiliyor.

Bilmek ve akletmek insana mahsus bir özellik. Ayet de söyler, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” Bilenin farkı olmalı, olacakta. Bilginin uşakları olanlar, insanların efendisi olacaktır.

Mahir KILIÇOĞLU
Eğitimci

04 Ekim 2016 Salı 21:41 http://www.kamuexpress.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir