TAYYİP ERDOĞAN VE EĞİTİM SİSTEMİ

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, eğitimle ilgili çok önemli açıklamalar yaptı. Özellikle müfredat konusundan yürütülen bir çalışmanın varlığından söz etmesi büyük bir önem taşıyor.

Toplumsal değerlerden, kültürden, geleneklerden soyutlanmış, bunlara orasından burasından dokunarak değindiği, çoğunlukla seküler bakış açısıyla az biraz değerler yerleştirilmiş, suya sabuna dokunmayan müfredat anlayışıyla zaten bir yere varılmadığı çoktan anlaşılmış bir durumdu.

Sadece müfredat değil, Sayın Cumhurbaşkanımızın sınav sistemiyle ilgili söyledikleri de, bizim birkaç yıldır söylediğimiz, hatta “Sınavlar Gençleri Zehirliyor” diye başlık attığımız yazılarla da vurguladığımız sınav konusu da önemli bir sorundur.

Sınavın bir amaç değil, bir araç olduğunu belirten Cumhurbaşkanımız Erdoğan, çocuklara öncelikle öğrendikleri bilgiyle, kendilerine, ailelerine, ülkelerine, milletlerine, insanlığa nasıl faydalı olabileceklerinin şuurunun aşılanması gerektiğini, bu başarıldığında rekabet alanının sınav olmaktan çıkacağını söyledi.

Sınava karşı açık ve net bir duruş var. Müfredata karşı da net bir duruş var. Sayın Cumhurbaşkanımız; “Hâlihazırdaki müfredatımızın, öğretmen niteliğimizin, eğitim materyallerini kullanma biçimimizin bu beklentiyi karşılamaktan henüz uzak olduğunu görüyorum.” Eğitim sisteminin aksayan yönlerini belirtmişler.

Görüldüğü gibi müfredat ve sınav haricinde Sayın Cumhurbaşkanımızın gündeminde olan bir diğer konu da “öğretmen nitelikleri.”
Öğretmen sayısında AK Parti döneminde ciddi bir artış oldu. Bu, Sayın Cumhurbaşkanımızın övünerek anlattığı bir durum. 584 bin olan öğretmen sayısının 904 bin yapıldığı belirtiliyor. 16 yıllık AK Parti iktidarı sürecinde öğretmen sayısında % 55 artış olmuş. Yıllık ortalama 20 bin artış olmuş.

Öğretmen sayısında ciddi bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında derslik sayılarında da son 16 yılda ciddi bir artış var; 282 bin…

Öğretmen niteliği konusundan herkeste bir söylem birliği var. Öğretmen niteliği konusunda ne bekleniyor biliyorum ama eski teknoloji fabrikadan yeni teknoloji ürün nasıl çıkmıyorsa, 20. yüzyıla göre şekillenmiş okullardan 21. yüzyıla uyum sağlayacak öğretmenlerin hemen çıkmasını beklemek hayal olur ancak. Çünkü öyle bir eğitim sistemine sahibiz ki hiçbir şekilde toplumun değerleriyle barışık değil, onun rengârenk kültürüne yabancı ve en koyu haliyle seküler. Bu eğitim sisteminde yüksek kültürlü, toplum değerlerini bütün varlığı ile benimsemiş insan yetişmesi şans olur.

Eleştirdiğimiz, niteliğini beğenmediğimiz öğretmenleri biz kendi elimizle, kendi okullarımızda yetiştirdik. Sorun öğretmende değil, sorun onu yetiştiren eğitim sisteminde. Yaptığı matematik netine göre öğretmen seçersek, başka hiçbir şeye bakmazsak, elbette her çıkan matematikçi iyi öğretmen olamayabilir. O zaman sorun öğretmenin niteliğinde değil, öğretmenliğe giden süreçte öğretmenlik mesleği ile ilgili eliminasyon ve seçim sisteminin olmayışından nitelik sorununu yaşarız.

Üniversitelerinde eğitim kalitesine de bakmamız gerek. Bu anlamda, bazı üniversitelerin öğretmen kalitesi çok yüksek iken, bazılarında ciddi nitelik sorunu olan öğretmenlerin çıkması dikkat çeken bir durumdur. Hatta aynı üniversitenin, aynı fakültesindeki farklı bölümleri arasında öğretmen niteliği açısından ciddi farklar olduğunu gözlemlemiş durumdayız.

Bunun yanında öğretmenleri daha iyi olmaya, kendini geliştirmeye, verimli olmaya, daha çok çalışmaya itecek bir sistemimiz yok.
Önemli projeler hazırlayan, öğrencileriyle büyük işler başaran, buluşlara imza atan öğrenciler yetiştiren, olimpiyatlara öğrencileri hazırlayan, sosyal ve kültürel çalışmalara yüzlerce öğrenci katan, spora öğrenci kazandıran öğretmenlere verilen şeyle, hiçbir şey yapmadan dersine girip çıkan öğretmene verilen şey aynı. Yani insanlar soruyor doğal olarak, ben neden çalışayım? Üstelik defalarca gördüm bunu, çalışkan olan öğretmenlerin önemli bir kısmı öyle ya da böyle hak ettikleri ödülü almadıklarından hatta hak etmeyen kişilere çeşitli ödüllerin gittiğini gördüğünden büyük hayal kırıklığına uğruyor ve motivasyonunu kaybediyor.

Eğitime yapılan yatırım getirisi büyük olur. Sadece öğretmen sayısındaki artış, derslik sayılarının artması, ücretsiz kitaplar, ücretsiz kurslar vb. bile ülkemizde önemli kazançlara kapı araladı. Bunlarından başında terör konusunda toplumun gösterdiği mutabakat. FETÖ vb. örgütlere toplum pirim vermiyor. Teknolojik ve ekonomik gelişme kendi öz varlığımızla gerçekleşiyor. Belki istediğimiz hızda değil ama bu sınav sistemiyle, bu eğitim anlayışıyla elde edilen sonuç bile gerçekten mucize.

Bizim öncelikle, seküler eğitim sisteminden kurtulmamız, kendi milli eğitim sistemimizi kurmamız gerekiyor. Bunun yanında bakanlık teşkilatını (MEB), merkezi ve taşra diye iki şekilde yeniden örgütlemek gerek. Bakanlık; eğitim politikaları, öğretmen yetiştirme, müfredat, koordinasyon, denetim gibi görevleri yapmalı, taşraya bugün sahip olduğu görevlerin bir kısmını (öğretmen atama, yer değiştirme başta olmak üzere) tamamen bırakmalı diye düşünüyorum.

Öğretmenlik, eğitim müfettişleri ve eğitim yöneticileri yanında, akademik öğretmen, kalite uzmanları gibi yeni kadrolar oluşturulmalı, bu kadroların kendi içinde esnek ve geçişken kariyer basamakları şeklinde düzenlenmesi gerekli.
Devlete memur yetiştiren eğitim sistemi anlayışından, topluma ihtiyaç duyduğu insanı yetiştiren eğitim anlayışına ve sistemine geçmemiz gerek.

Sonuç olarak eğitimden, nitelikten şikâyet eden çok. Dünya yeni bir arayış içinde, her yerde yeni şeyler deniyor. Eğitim sisteminin aksayan yönlerini düzeltmekle zaman kaybediyoruz. Bizim de bir an önce kendi eğitim sistemimizi kurmamız gerek.

Mahir KILIÇOĞLU
Eğitimci

03 Nisan 2018 Salı 05:00 http://www.kamuexpress.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir