YÖNETİLEMEYEN EĞİTİM

Türkiye’de siyasi irade, terör konusunda gösterdiği hassasiyeti ve başarıyı, eğitimde de göstermedikçe biz sorunlarımızı daha çok tartışırız. Eğitim, kendisine yapılan yatırımların sonuçlarını öyle hemen alabileceğimiz bir alan değildir. Bu nedenle, yapılan hamlelerin, alınan kararların, uygulamaya geçilen fikirlerin çok çok çok iyi planlanması gerekiyor. Çünkü bu yolun geri dönüşü yok, bedeli ağır ve faturası yüksektir.

Eğitimi tartışmamız, konuşmamız iyi bir şey. Kötü olan eğitimi yönetememizdir. Kiminle konuşsak, kime dokunsak, Bakanlığa söyledik ama uygulamadılar diyorlar. Bekliyoruz ama hala harekete geçmediler diyorlar. Biz şöyle demiştik ama onlar böyle yaptılar diyorlar.

Bir taraftan kapanmayan öğretmen açığı, diğer taraftan ücretli öğretmenlik garabeti… Öğretmen bekleyen okulların yanında, fazla öğretmeni olan okulları var.

Okul yönetimleri, öğretmenler gücü elinden alınmış, her taraftan saldırıya açık hale getirilmiş bir halde çalışır gibi. Çalışmayanla, çalışanı ayırt edecek bir sistemimiz yok. Ödüller şeffaf ve adil şekilde dağıtılmıyor. Bazı yerlerde bol keseden dağıtılan ödüller, bazı yerlerde hiç bir kimseye koklatılmıyor. Okul müdürünün, milli eğitim müdürünün takdiri olan ödüllerin kıymeti harbiyesi yok. Öğretmenin aldığı ekstra görevde gösterdiği başarıları gören, duyan yok.

Tayinler, ek dersler, ders programları, kitaplar, okulların giderleri, yeni okul ve derslik ihtiyaçları, öğretmen ve personel sorunları, tatiller, hizmet içi eğitimler, nitelikli personelin az oluşu, olanların değerlendirilmemesi, eğitim yöneticilerinin sorumluluklarının çok oluşu, yetkilerinin çok çok sınırlı olması… Bunların hepsi merkezden alınan kararlar, basılan düğmeler vs. ile belirlenen şeyler.

Bir ilçede 350 öğretmen açığı varsa, hangi branştan kaç tane açık olduğu belliyse ve o ilçede bütün branşları dolduracak kadar yeterli sayıda mezun öğretmen adayı varken hala Ankara’dan çıkacak kararlar bekleniyorsa, Türkiye’nin öğretmen sorunu hiçbir zaman bitmez.

Okullarda verilen eğitimin kalitesini ölçen, kaliteyi ortaya koyan, öğretmeni objektif olarak değerlendiren bir sistemimiz yok. Her iş yerinde, her çalışanın performansı yaptığı iş ile ölçülür. Öğretmenin yaptığı iş açık, belli, net olduğu halde onu bu işle ilgili değerlendirecek objektif ölçü aletlerimiz yok. Ölçtüğümüz sadece akademik yönler ve o da sadece merkezi sınavlarla. Merkezi sınavlar da öğretmenin eğitimini etkiliyor ve şekillendiriyor. Öğretmenin verdiği diğer yönleri ölçemiyoruz, değerlendiremiyoruz. Öğrencinin kişiliği, yeteneği, değerleri, alışkanlıkları, duygu durumu üzerinde öğretmenin etkilerini ölçen sistemimiz yok, gerekte duymuyoruz.

15 Temmuz’a kadar kendisinden şüphe edilen, yetersiz, kimliksiz, kaybolmuş görülen gençliğin ne durumda olduğuna dair kimsenin fikri yoktu ve sürekli gençlik nereye gidiyor deniyordu. 15 Temmuz’da gençliğin hiç de düşünüldüğü gibi olmadığı görüldü.

Eğitimle ilgili çok değerli fikirler ortaya atılıyor. Bunlar bir yerlerde değerlendiriliyordur. Türkiye’nin çok değerli eğitimcileri var. Onlar sorunların farkında ve çözümler de öneriyorlar. Bunlardan biri de Yusuf Alpaydın. Eğitimci bir akademisyen olan Yusuf Alpaydın, bir gazetede yayınlanan açıklamalarını okuyalım; Yusuf Alpaydın ne diyor görelim:

“Çocukların öğlene kadar akademik derslerle, öğleden sonra ise daha aktif olacakları proje dersleri, sanat etkinlikleri vs. gibi derslerle ilgilenmesi gerekir.

Eğitim reformu için müfredatın değişmesi yeterli olmayacaktır. Eğitim reformunun olmazsa olmazları şunlardır:

1. Eğitimde yerelleşme:
Şu an milli eğitimin 1 milyon personeli var. Bütün bu personel işleri Ankara’dan yürütülüyor. Bir de okulların işleri var. Bakanlık yazışmalarla kilitleniyor. Eğitimle ilgilenmeye fırsat bulamıyor.

2. Öğretmenlerin performansının artırılması:
657 sayılı kanun, devlet memurunu aşırı derecede koruyan ve öğretmenin performansının önündeki en büyük engeldir. KPSS’den iyi puan alan atanabiliyor, atanamayanlar ise özel okullarda öğretmenlik yapıyor. Fakat iki öğretmen grubuna baktığımız zaman, özel okullarda çalışan öğretmen hem mesleki açıdan kendini daha iyi geliştiriyor hem de üst düzey performans sergiliyor. Devlet okulundaki öğretmen niteliksiz değil. En büyük sorun öğretmenlerin performansını yönetememekte.”

Bize düşen, eğitim konusunda işin erbabına yönetimde daha fazla rol vermek. Ortaya koyacağımız bir sistemle ve mevzuatla, eğitimi bütün sorunları ve yönleriyle yönetilebilir hale getirmek gerek.

Mahir KILIÇOĞLU
Eğitimci

19 Haziran 2017 Pazartesi 02:11 http://www.kamuexpress.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir